DOLAR %
EURO %
STERLIN %
ALTIN 2.037,670,29%
BIST %
BITCOIN %
Adana
16°

AÇIK

02 00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Orhan Sarıbal: Korkunç Asimetri

Orhan Sarıbal: Korkunç Asimetri

ABONE OL
31 Ocak 2024 11:55
Orhan Sarıbal: Korkunç Asimetri
0

BEĞENDİM

ABONE OL

  “Yurttaş olmadan astronot olmaya karar verdik” Evet uzaya gitmekten bahsederken halkımızın aktif bir yurttaş olup olmadığını sorgulayan bir ekonomik süreç içerisindeyiz. Yani daha sahici yurttaş olmadan astronot olmaya karar veren bir ülkeden bahsediyoruz. “Dünyaya demokrasi dersi veriyoruz” diye nutuklar atıyoruz ama ne gazetecilere, ne siyasetçilere özgür bir yazı yazma, özgür bir siyaset yapma hakkı tanıyoruz. Tutukluluklar, gözaltılar, linçler, kimin nerede ne kadar konuşabileceğine karar vermeler… Eğer varsa böyle bir şey hemen sabah kapısına polisi gönderdiğimiz bir tarihsel dönemden geçiyoruz, ekonomik sıkıntıların toplumu artık çileden çıkardığı, yoksulluğun tavan yaptığı, çocuk işçiliğinden tutun da her türlü kötülüğün organize olduğu, madde bağımlılığından, iş cinayetlerinden, yaşanan onlarca, hatta yüzlerce sorunla cebelleşen bir ülkeden bahsediyoruz. Yani korkunç bir asimetriden ve bu asimetrinin, toplumun, toplumun düzeni içine yavaş yavaş yerleşip kalıtsal, geleneksel hale dönüşmesinden bahsediyoruz. Yani uçurumları artık normal görüyoruz. Görmeye çaba sarf ediyor, iktidar bunu dayatıyor. Eşitsizlikler gerçekten korkunç hâle gelmiş ve bunu artık normalleştiriyormuşuz gibi nüfusun çok geniş bir kesiminin asgari ücretin ortalama gelire dönüştüğü bir tarihsel dönemi yaşıyoruz.   Evet, 3 temel nokta üzerinden asimetriyi değerlendirmek isterim; yani uçurumu, çaresizlikleri. Elbette yaşanan bütün olumsuzlukları kendi içindeki dengesizlikler, çelişkiler üzerinden değerlendirmek isterim.  Birincisi gelir gideri gelir ve gider aralığı üzerinden; ikincisi “asimetrik adalet” mekanizması; nedir, ne değildir? Buradan yola çıkıp buna dair kaç şey söylemek isterim. Üçüncüsü de “asimetrik diplomasi” dediğimiz. NATO ve şeffaflık raporunda içerecek olan net bu NATO süreci ve yapılan açıklamalar.     “Gelir gider asimetrisi” 2023 yılı gelir dağılımı istatistikleri açıklandı. Bu açıklamaya göre değişik analizler var. Değişik yapılar var, bir gönderme yapmış bir usta 2021-2022 kıyaslamış. Bu gelir gelir gider durumu açısından 2021’de en yüksek geliri olan nüfusun % 20 ile en düşük geliri gelirden pay alan %20 arasında tam 8 kat varmış. Tekrar söylüyorum, 8 kat 2022’de en yüksek gelir dilimine sahip % 20 ile en düşük gelir dilimine sahip %20 arasındaki o 8 kat, bugün 8.4 kata çıkmış. Yani 8 buçuk kata, yani toplumun bir kesimi daha da yoksullaşmış ya da orta gelirin üst kesiminde olanlar tekrar aşağıya doğru asgari ücrete doğru, belki düşük gelire doğru eğilim göstermiş. Yani ciddi bir gelir adaletsizliği var.   Yine, bir üstadın yaptığı önemli bir çalışma var. Onu da çok net bir şekilde paylaşalım. O da der ki en zengin % 10’luk kesim ile en yoksul % 10’luk kesim arasında tam17 kat var. 2023 yılında. Oysa bakın 2015 yılında yaklaşık 11 kat. 2.023 yılında yaklaşık 17 kat, 17 kat. Herhalde bu önemli bir rakam ve önemli bir durum. Öbür taraftan öbür geliri yükselenlerin tekrar söylüyorum, geliri yükselenlerin yani daha çok zenginleşenlerin, gelire göre gideri azalmakta ama geliri düşük olanların gideri gelirlerine göre sürekli artmakta. Dolayısıyla ortada ciddi ama gerçekten her gün işte, asimetri dediğimiz, uçurum dediğimiz, temel ana sorun tam da burada, belirli geliri olanların geliri kısmi olarak arsa da gideri daha fazla daha yüksek oranda artmakta ama zenginlerin geliri daha fazla arttığı için, giderleri artsa bile gelirine göre daha düşük bir gidere sahip.   “Geliri artanın gideri azalıyor, geliri daralanın gideri katlıyor” Yani zenginler daha çok zenginleşiyor. Daha refah düzeyleri artıyor. Daha haklarından, insan haklarından, kendilerine göre ekonomik durumlarına göre yararlanabiliyorlar. Ama bu tarafta yoksulluk, açlık, fakirlik, konut hakkından düşünün da her türlü hakka kadar. Beslenme hakkı, sağlıklı yaşam hakkı, temiz çevre hakkı, insanca yaşama hakkı, onurlu yaşama hakkı. Hiç ama hiçbirine sahip değiller. Maalesef yeterli düzeyde geliri olmayanlar için yine buna net bir örnek verelim. Mazot biliyorsunuz 1 TL 38 kuruş arttı ve Türkiye ortalaması yaklaşık 43 TL civana ulaşmaya başladı ve bu rakam inanılmaz derecede rahatsız edici. Hani enflasyon diyorlar ya eğer siz mazota her bir kuruş zam yaptığınızda özellikle tarımsal üretimin maliyetinin artacağını, tarımsal üretim maliyetinin, tarım ürünlerinin maliyetini ve fiyatını arttıracağını, dolayısıyla yoksul halkın gıdaya ulaşmasını, tarım ürünlerine ulaşmasının daha zor olacağını ve böylece insanların güvenli, yeterli, dengeli beslenme hakkının daha da düşeceğini net bir şekilde söylemek lazım. Çok net. “Dışa bağımlıyız, içerde ortağımız var” Peki bu mazotta ne var? Bu da yaman bir çelişki. Daha önce burada bazı sektörler üzerinden kamu ve özel sektör işbirliğini, kamusal kartelden bahsetmiştim. Mazotta da böyle; bir tarafta dışa bağımlıyız petrolde ama öbür taraftan petrolün içeride tüketilmesinde bir ortağımız var. Kim? İktidar, maliye ve hazine örneğin mazottan dan vergiyi paylaşmak isterim. KDV 7. Sıfır 6 TL, o.tv 8 TL 86 kuruş. Bunu da Ozan Bingöl ekonomist ozan bilgenin gerçekten net bir hesaplaması toplam 1 lt de 15 TL 92 kuruş yani yaklaşık 16 TL vergi var. Bu da gerçekten asimetriyi ortaya koyan, yani yaman çelişki ortaya koyan, uçurumu ortaya koyan, marjı, marjinal farkı ortaya koyan, makas aralığını büyüten bir temel tespit. Kimle? Maliye ve Hazine bakanı, yani iktidar sürekli kazanıyor, mazota zam geldiğinde sürekli iktidar kazanıyor. Ama mazota zam geldiğinde sürekli halk kaybediyor. Öyle ya işte uçurum dediğimiz bir şey bu derinleşiyor her şey. Gerçekten bir tarafta mazot fiyatları artarken her türlü kullanıcı; taksi, traktör, tarım, sanayicinin nerede olursa olsun kullananların tamamı kaybediyor. Daha fazla ödemek zorunda kalıyor parayı ama o yükselen fiyattan dolayı daha fazla vergi alan hükümet kasasını dolduruyor. Bu da önemli bir çelişki, önemli bir asimetri, önemli bir gerçekten. Sorun olarak karşımızda durmaktadır.   Yeni bir açıklama yaptı biliyorsunuz TÜRK-İŞ yoksulluk sınırını dok 49.019 TL olarak açıkladı ve Bir kişinin özellikle bir gencin bekarlık çalışan aylık yaşam maliyeti olarak da 19.630 TL. asgari ücret ne kadar? 17.002 TL, yani müthiş bir yoksulluk ve gelir gider dengesizliği var. Bu gelir gider dengesizliği artık toplumda bir zulme dönüşmüş gibi görünüyor. Bu zulümü dilerim ki hep beraber hep birlikte aşmaya gayret ederiz.   “Mehmet Uçum ve Feti Yıldız’ın işi gücü yok” Evet asimetrik adaletten bahsettik ne demek bu; eşitsizlik demek, adaletsizlik demek, uçurum demek, farklılıklar demek. Bir haftadır sarayın hukukçusu Mehmet Uçum ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin hukukçusunun tek bir derdi var Can Atalay. Bugün de muhtemelen meclise getirecekler ama aynı gün içerisinde bir baroların açıklaması var. Bir de Can Atalay’ın açıklaması var. Israrla 2,  hukukçu olduklarını söyleyen, hukuku dolanarak iş yapmaya çalışan 2 kişinin mesajları Can Atalay kararının mecliste okunması konusunda meclise bir görev ve sorumluluk atfediyorlar. Oysa bugün yine baroların, elliden fazla baronun – bir açıklaması var. O açıklamada da barolar Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uymalıdır” diyor.   “Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi de Anayasa Mahkemesinin almış olduğu Can Atalay kararına uyması gerekir. Okunacak bir şey yoktur. Can Atalay meclise milletvekili olarak çağırılmalıdır” diyor. Net biçimde. Çok açık “Türkiye Büyük Millet meclisi, AYM kararına uymalıdır” diyor. Açık bir şekilde oysa bir an önce isimlerini söylediğim Mehmet Uçum, Sarayın hukukçusu ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin Hukuk işleriyle uğraşan Feti Yıldız, ikisi de Can Atalay kararının mecliste okunması konusunda kamuoyu yönetmeye çalışıyorlar, ısrarcı yazılar yazdırıyorlar, yazıyorlar talepleri bu.   “Erdoğan ne demişti?” Oysa bu ülkenin baroları ki şurada 52 baro, bunlar gerçekten hukukçu ve hukuk savunucuları. Çok net. Bu konuda tutumları çok açık. Anayasa Mahkemesi başkanı Zühtü Bey açıklama yapmıştı üst üste onlar da paylaşmak isterim. Şunu demişti  “Bir ülkede yargı bağımsız ve tarafsız değilse ,siyaset veya başka kurum, kuruluş ve yapıların hegemonyasına girmişse siz o ülkede, hukuktan, adaletten bahsederseniz hatta bir devletten bahsedemezsiniz” demişti. “Bir devletten bahsedemezsiniz” demişti aynı şekilde. Cumhurbaşkanı da kendi diliyle “adalet yoksa zulüm vardır” demişti. “Bir ülkede bir ülkede adalet yoksa orada zulüm vardır” demişti. Evet dediğini yaptı dediğini hayata geçirdi. Bu ülkede adalet yok bu ülkede zulüm var. Bu da cumhurbaşkanının biz zati kendi net açıklaması diyor ya adalet yoksa zulüm vardır. Evet, şu anda adalet yok senin zulmün var bu ülkede, o zulmü dayatıyorsun. Can Atalay meselesinde ve diğer birçok siyasi davada tekrar söylüyorum çünkü Türkiye’de davaların büyük bir çoğunluğu hukuki değil. Siyasi erkin baskısı üzerinden oluşan davalardır. Peki bu süreçte bu süreçte Can Atalay ne yaptı? Can Atalay ne yapıyor? Can Atlay bugün bir yazı paylaştı, o yazıda neyi anlatıyor biliyor musunuz? 6 Şubat depremini anlatıyor. Evet bir tarafta Can Atalıy’ın milletvekilliğini yok etmek için uğraşan Saray ve Milliyetçi Hareket Partisi bir tarafta Can Atalay’ın Deprem ve deprem sonrasında yaşananlarla ilgili kamuoyuna bugün göndermiş olduğu yazı; işte Asimetrik adalet tam da bu.   “Kim? Can Atalay. Nerede? Cezaevinde.” Birileri depremin bu ülkede yarattığı acıları, zorlukları, deprem sonrası yapılamayanları depreme hazırlanmayan bir ülkeden bahsediyor. Kim? Can Atalay. Nerede? Cezaevinde. Kim bu? 14 Mayıs seçimlerinde milletvekili olmuş, halkın iradesiyle. O bunu söylüyor. Yaşadıklarını anlattıklarını her şeyini bir bir anlatıyor ama bu tarafta birileri Can Atalay’ı yok etmeye çalışıyorlar. Yani kendisi söylüyor diyor ki, “bir ülkede yoksa zulüm vardır.” Adalet olmadığı için deprem üzerinden siyaset yapıyorlar. Dolayısıyla adaletteki asimetrik durumu çok net bir şekilde bunlarla rahatlıkla ifade edebiliriz. Rahatlıkla söyleyebiliriz.   “Bilinen bir şey var mı? Yok, duyulan bir şey var mı? Çok.” Elbette son olarak. Eşitsizlik, adaletsizlik, uçurum, marjinal farklılıklar meselesinde “asimetrik diplomasi” üzerinden bakmak isterim sürece; şeffaflık raporu var mı? Yok. Türkiye’de bir şeffaflık sistemi, bir şeffaflık düzeni, saydamlık görünebilirlik yok. “Ben yaptım o oldu” denebiliyorum. NATO ile yani daha doğrusu NATO=ABD ile pazarlık ne idi, ne alındı, ne verildi? İsveç’in NATO’ya girmesinin anlamı nedir? Yunanistan ilişkileri bunun neresindedir, var mı ortada bir şey yok, bilinen bir şey var mı? Yok, duyulan bir şey var mı? Çok.   Ne karar aldı Amerika? Ne kararı aldı, çeşitli yorumlar var. Doğrudur, yanlıştır ama öyle söylemler var ki gerçekten Türkiye’yi çok zorlayacak açıklamalar var. Oysa bizim iktidarımız hâlâ ne yaptığını, ne yapacağını bilmemekte. Aldığı kararların ne anlamına geldiğini bilmemekte. NATO-ABD alınan kararların ne anlama geldiğini toplumla paylaşmamakta fakat ne yapmaya çalışıyorlar? Uzaya gidiyorlar, gitsinler, sorun yok, uzaya da gidilebilir ama önce halkın fakirliğini, yoksulluğunu açlığını, sıkıntılarını gidereceksin. Sonra uzaya ya da evrenin neresine gidiyorsan git, kimse buna itiraz etmez. Ama halk açken, halk pazarlarda pazar artanlarından yaşamanı sürdürürken, et alamazken, bayat ekmek kuyruklarındayken, sizin baskılarınızla 15 liraya çıkan simidi tekrar 10 liraya baskıyla çekerek bu işler yürümez, olmaz.  

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

SON DAKİKA HABERLERİ

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.